Sana da bana da herkese de günaydın

çocuk olunca anlarsın. kalbin içinde çektikçe esneyen teli görürsün. sen ölebildikçe görürsün. sen olmayınca,

ne kalır, bilirsin. ucu bucağı bilirsin. bu heybetli işte.

döngüye nasıl girdiysen döngüden öyle çık. ilkin neye güldüysen sonda ağlamayacaksın. burası üstün.

gökte olan ile sende olan. gökte olan ve sende olmayan. ve kimin yüzünün tüm hatları senin aynan. bu, önemli.

image

epilog

yalın ayaklarımdan süzülen bir şey var. parmak aralarımı dolduran bir şey var. su veya kum taneleri. ayırt edemediğim bir şey var.

ve bakışlarımı çevirdiğim her yönde n-

Tercüme bürosu magazin özel sayısı

eşiğinde, adımın ucu gerisi şuyu buyu gibi çizgide. amerikan bir kimsenin haberi, japon bir türün haberi. geriye ne bıraktı, makineler. geriye ne bıraktı, diz-altı çorap. geriye ne bıraktı, arnavut ciğeri. insan durmuş, köselek olmuş, yeminlerini bozmuş, yine de yaranamamış. kendine. ciyak ciyak etleri yolunmuş, tüyleri doğranmış, kemikleri el becerisi istemiş. ne vakit bir osmancık pirinç dilense, bulmuş. kabına kap dememiş kerpiç evinde. köpeği hav etmiş ama ahlaksal bakabiliyor. bunlar güzel şeyler. kiminin gözü kalıyor, oysa.

evrakta katil balina, merceksiz bir şeye benzemiş, yavrusu sorun çözme ataleti geliştirmiş, hep karadaki yavrusu. orman başlıyor dese de, menüye uymamış gibi, gülmüş. ki gülüşünüz, zımpara tozu gibi hayat bu. yamaya yamaya bitmez.

laterna bey’in, cenabet elleri bölgesel dayanışma, kulüp içi faaliyet, kürre-i arz olarak doksan beşe ayrılmış. yapıştırıcı şirket nakil işlemlerini, yapmakta gecikmemiş.

insan, kimisi olmuş. üzülerek. kimisi yaşamış mı diye kulak asmış. kimisi turuncu bir evde tutulmuş. araya alınarak, son sözlerini, hep aynı, düzmüş.

adamın kimisi, avcuna işemiş, başak kokulu. bahar, gene gelir, yazarak, havaya.

En reel meselemiz

bütün boylarda bu şekerli güne başlama, şekeri sofradan eksik etmeme, törensel faaliyetler, yetimlikler, hatırlatmalar, kurumlar, yatacak odası kalmamak gibi bir şey bir beyindeki, bir görenek, bir hak arayışı gibi, çayın içindeki o brüt eksiklik, o faydasız güzellik, ömrün parçalanmış akışı, mantık dışında kalan çiftler, çayın çiftleri, şeker küpleri erirken çıkan sesler gibi soluk ama sesler var illaki sesler var. duyuyor musun sen de, mesela duyuyor musun derken bile kaşıklar kırılmış veya hiç yoktan bükülmüş, düzene sokulmuş, alışmaya tabi kılınmış, toplum edilmiş kaşıklar aklıma geliyor. aklıma gelen kaşıklar çay bardağımın tüm gerçekliği oluyor. sesin yetişemeyecek kadar büyük gerçekliğine nispet edercesine ve nasıl ki ağızdaki o ekşiyen, o yenilenmeyen, o egzotik bazı bölgelerdeki taşların birazcık görüntüsüne benzeyen, bırakılan o tat. bunu ben de bilmek, ve çayı her içercesine tuttuğumda kendimce çelişkisiz bir doğruya eklemlenmek isterdim. terebentin kokusu gibi ve döküldükçe arınan, arıtan bir sürü yanlış anlaşılmalar, bir sürü serseri mayıncıklar, av tüfekleri, tel örgüler, dönüşü olmayan sürtüşmeler, yüzüstü sürünmeler filan, yeniden doğuş yeniden alev alma filan, kalbin yeniden kendini kaybetmesine olanca emek verme isteği filizlendi mi beninde nemalanan şey. çay kaşığının çıkrıkları, çıtırtıları, haberleri, patlayan gerekçeleri, doluluk belirtileri filan. bunlar da filan. çayın altını üstüne getiren, çayı bir yudumda cennete temelden postalayan yediren bir dışavurum çizgisi olarak, çayı belinden, kıvrımından, eteğinden, çin elinden tutup kavrayıp nesnesiz bir yere bırakma arzusu. eğilim. kalbin deyişi. kavramı. çayın ağızdaki sonsuz izi, sonsuza değen izi, çayın sonsuz tarihçesi, tarihin sonsuz zamanı, zamanın sonsuz büyüsü, büyünün sonsuz kuruntusu, kalbin aşkla buluşması, bedenin aşka yenik düşmesi, kalbin deliklere ihtiyaç duyması, kalbin ihtiyaçlara boğulmasının tarihçesi. tarihin bir nitelik araştırmasına gitmesi. durgun ve kaygan bir geçiş akla getirmesi. çayın belinden bölüksüz parmakların yeşermesi. elin aslında yeşermesi gecikmiş bir gölge vatan, gölge salaşlık, gölge meziyetler olabilmesi. bundaki kararlılık, bundaki bu. bunların bütün kardeşleri, kardeşlerin içtikleri bütün çaylar, oturulan tüm minderlerdeki koca izler, ayrık izler, ısılar, alınan kilolar, bükülen yüzler bakışlar çay kaşıkları. ele gelen çay bardağı. ele gelen bir kusur var hoşlanılmayacak kadar güzel, kadar güzel kadar çay bardağı. çay şekeri, küp binmesi, ölçüsüz barış getirilmesi, evreni boyaması bir çayla bizi boyaması. ayça. ayça’nın ibadetleri, gülüşü gibi ibadet sorunları, bardak tabanları. çektikçe nefesini ayrışıyor çay

ve çay şekeri.

Bulutlar ne anlama geliyor

sevgili bekar beyefendi. sevgili at ölüsü.

benimle aynı filmi seyredip aynı çıkarımlarda bulunacak kaç kişi. bir meydan düşleyelim. oraya sığabilircesine oranlı. mesela bazı yönlerden birbirinin deneyimlerinde tıpatıp aynı. mesela örgütlü bir gelecek vaadedip eşiğe geldikçe adımları kırılan kimseler olmak ne güzeldir. hiç yaşamadım. yani hiç o kadar uzun ömürlere düçar. ya da siz nasıl diyorsanız. beton zeminlere bastım ama. bu da ermeklere binilen taşıtlardan sayılır mı.

cevaplar kimde var. tam takır var. gizlenmeyen keselerde, şeffaf ve de alıngan türleri olan keselerde, üstü başı romantik dönem armalarıyla bezeli yüzeyler. gene de yumuşatmak gerekli bazen. anlamı.

sesinse duyulmakla ne problemi olabilir ki. mandalin soyarsın, ince kabuklar başka suluysa başka. dikkat ettin mi hiç. peki sen nesin orda. sen yoksan da mandalin kendi başına soyulabilir. keşke gerçek olmasa bu.

ya da at kabukları kaldırımda ezilsin ona buna karışsın. yenilenen evrenlerde. nitekim içinden geçilmeye müsait yuvalar delikler açan son anda kapatma ihtimalini de sever. arada kalmak biçimsiz kalmak olur o zaman. sözcüklerin yettiği kadarıyla sıkışıp kalmak. bunu düşünmek ne güzel. ve bu yüzden zihinden olabildiğince uzakta. keşke gerçek olmasa bu.

sevgili terbiyeli evlatlar yetiştirme kurumu genel sekreterliği. bazen oturup dalmak geliyor içimden. bir noktaya varlığı kanalizasyon borusu gibi. iletmek geliyor içimdeki bir yerden. en doğal hakkım olsun istiyorum bu. sonra manuel ve yaya haklarına da vaktim olur. ama ta başta kaybedilen oyunlardan birini oynuyorum galiba. ne zaman vücudu düşünsem eylemi zihnime getirsem kesiklenme oluyor. ritim baştan çıkıyor. elleri kanla bulanıyor bu ne garip. biraz olsun düşünmek insana iyi geliyor.

işte her nasılsa kökten çözüme ulaşmak canım çekiyor. anlam veremiyorum. sonra boş vakitlerim hiçbir yere gitmiyor. yerinde zamanı sayıyorlar.

sevgili kıymet. adından da anlaşılacağı üzere yeryüzündeki ve gökyüzündeki birçok toplum sarmal düzene inanmıyor. her şey yeniden başa gelecek sanıyorlar. ve sen orda devreye giriyorsun. bizi göreve çağırmalısın. başımızı toprağa yedirmemizi candan rica etmelisin. geçmişimizi yüklerin en tatlısı gibi göstermelisin.

beyaz saksı. turuncu balkon. mavi abajur.

bir şeyler yolunda mı gidiyor. ya da başka bir ifadeyle, şu anki labirentini beğeniyor musun. hiçbir labirente değişmez misin şimdikini. ya görecelilik ne demek. çok k ve ş ve n oldu demek.

işte üzerimden bir hafiflik kalkıyor. pencereye geçeyim orda da aynı his. keşke gerçek olmasa bu. keşke gerçek olmasak biz. kafiye için şey ettim. reddetmek gerekiyor bazen. anlamı.

bununla birlikte. saat 23:55’i vuruyor. alınyazısına böyle geçsin. çıtı pıtı bir güdülenme gibi. koşup bitirelim bari bu kadarı fazla. deyiveriyorsun. ben bu hikayenin neresinde. deyiveriyorsun. ben. keşke bir yolu olmasa böyle hissetmelerin. derim anca. tedirgin oluyoruz. ayrı ayrı her köşesinde. koca zarif nesnesizlikten doğan bize doğan labirentlerin.

Yetenek icabında sırma saçlıdır

neden.

bir tazı ayaklarından asılmış.

neden acaba. ritmi kaybettim. bir sorana bil acaba. belki diyecekleri anlayışla ölçülebilir.

fener. alayı acaba. geçmişinizi getiriyorsunuz size pide açıyoruz tepside veriyoruz yalnız tepsiyi iki gün içinde getirirseniz diye iskonto filan pardon mali müşavir bey. yanlış daire.

merkezden seyreden fırtına hâlesi. bakınız bu mümkün değil. çeviklenerek savulalım. karşı koyalım.

bunun adı aşk. işbu öyküde. kalbin civarı yamuk yumuk pıhtılanmalara gelemez. ne der veda, kalpteki göze görün görmekle yetinme. afedersin hindistan.

merhamet hanım. alacaklınız geldi kapıdalar, nasıl arzu edersiniz, kilo hesabıyla mı yoksa yarım ve tek porsiyon çeşitlerimiz de mevcut. bayan biz bir buçuk arası bir şey alalım. çok kinaye.

cetvelinizi unutmamakla ne büyük ilimlere layık olduğunuzu milyon kez de ifade etseniz, size metres bulun diyebilirim, inanın daha pratik. fakat en kayda değer yanı saatli metres olması. rica anında kalbinizde patlıyor.

onur diye bir enstrüman var. şöylelemesine yani. gönderi.

yine de zihnim sabit ve stabil ve sadık olmakla yorgun. bizim şu fener alayı. gelmediler mi. cereyan oldu boğaz. tek öğün yetmiyor efendiler. arz-ı endam edelim. yiyelim içmeyelim. tevfik beyler kusurumuza bakarsa iltifat sayarız.

zengin düşü diye de bir enstrüman var. yağmurla birlikte uyuşan. inşallah diyen. net olmayan ama bilakis elleri verimsiz sütler. en sevdiğim dilberin ay burcu efendiler.

fena hâlde korkulacak bazı şeyler var. bir tazı uyanmak ve dara düşmek ve fahişelikle ormanlarda bulunmak var. ve asabi avlarda iz sürmelerde kepaze olmak var. bir tazı gibi ağaca asılı kalmış, sırasını bekleyen yeni yetme bir korku.

belki bu yüzden.

(rabarba xy – aynı yöne bakanlar.)

At gibi kalmak suya karşı

yaşama teşvik suçundan yargılanmaktadır. bay nietzsche. elleri at soluğu bay sevgili nietzsche. yitirmenin ne demek olduğunu bilebilmekle geçirdiği, çoğu inziva azı mektuplaşmalar arasında hayaller icat olan, koca bir devrin son ama son günlerinde, delirmekle neden kaçmış. sormak istemiyorum. yapraklara dokunarak indiği, sonbahar geldi mi, şehirde bir otağ kurmalı ve canbaz düzenden ne kadar ivmeli. çıksın düşer gibi, bir ağzı yüreğe, gözleri ölüm sonrasının aydınlık ama karmaşık, bez gömlekler, putinler potinler bacak eksiltmelerine getiren, bay kehanet. böyle bir şey miydi.

umutsuz ama yorgun da. bunları bir araya koyunca oluşan aşk. donanan örgüler, gökte saçaklar, yerde izleri. bay nietzsche de düştü bilmem kaç kez. ama kalkmakla ne edinilir. diye düşündü mü bilemiyoruz. kayıtlarda yok henüz.

artık gidebilir, artık kalmakla neyi kutlayabilir bunu hazmetmekle meşgul, değerli kıymetli bay bu tür ince işlerde solipsist. pek alakaya girememekte ve yakın temas ile doğan güçlükler. biraz zaman ayırın her şey yerine oturacaktır. gibi teminatlar. oysa sarışın çocuk. oysa deli olmakla ödüller mevkiler madalyonlar sana. bırak ki yanıt bulasın. ve bıraktı.

merdivenler, levazımlar, kementler. dersler, oymaklar, odaya kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlamaklar. pek farklı olmadı. bir gece viyana filan kuşatıldı, sanırım onu unutuyordum. bu kadar.

gün filan da geçebilmekle, mumlar yanıp sönebilir, o yüzden hiç çakma kibriti daha iyi. madem dolmayacaksa. kesenin başını hiç açma daha iyi. ve düşmeyecektinse eğer. neden ayağa kalktın.

son düşünceleri bunlardı. yeni oluşmuş değil de, eklemlenmiş. bay nietzsche buzları yutar öyle ağlardı. o da kaç kez, çok olduğunu hiç zannetmiyorum.